Sessiz Orman


Akuro-san Mesnevîsi. 279/365

Bugünün fotoğrafı çok özel. Kardeşim Ahmet Rıd’ın bana iki yıl önce, yurtta kaldığı zamanlar yazmış olduğu bir destan. Her ne kadar mesnevî divan edebiyatının bir türü olsa da, aşağıda okuyacağınız tamamen gençlerin halk diliyle yazılmış olduğundan halk edebiyatının bir örneği sayıyoruz. Sayacağız. Galiba?!

“2009 yılının tüm sıkıntısı içinde, kafa boşaltmak amacıyla bir düzine geyik adına yazılmış mesnevidir.

Ders çalışma saatleri dahilinde yazılmıştır.

Bilgilerinize.”

Girizgâh

(mukaddime)

Şair, “önce güneş tutuldu” dedi bana;

Sarıldım kâğıda kaleme, başladım yazmaya…

Şiir yazmak ne kadar zor olsa da,

Saçmalamak zevk veriyor doruklarda…

Yazacak konu bulmak zorlaşmakta.

Bir düşüneyim, işte geldi aklıma!

Yazacağım efsane mesnevî tarzında,

Ey mutlu okuyucu, kolay gelsin sana!

-The Story Of An Akuro-Man-

Ay gitti, güneş geldi, ama öncesinde:

Müezzin uzunca ezan okudu, sabâ sesinde…

Çarşı Pazar kuruldu, umurumda değil gerçi,

Efsanemizin kahramanı Koreli bir gençti.

Saatler 12, vakit gece yarısı,

Hastanede aralandı bir ufak kapı…

Odadan çıkan bir küçük bebekti,

Gitti, gece boyunca eğlendi, geri geldi.

Kimseler bilmezdi böyle manyaklık olduğunu,

Ve kimseler fark edip göremedi giderken onu…

Çünkü bu bebek IQ’suyla döverdi herkesi,

Ama hâlâ yoktu kendine ait bir ismi.

Ansızın bir gece, manyak, hastaneyi yaktı,

Sarıldı telefona, itfaiyeyi aradı.

İtfaiye yetişti, söndürdü alevleri,

Çok zor oldu, milletin imanı gevredi.

Delibebek uzaktan her şeyi gördü,

“Artık yeter!” dedi, gözlere göründü.

Halk şokta, “oha” falan olmakta idi.

Ol-Manyak bebek açtı ağzını ve dedi:

“Bre gâvurlar! Koyunuz artık adımı!

Koyunuz ki duymayan kalmasın nâmımı!”

Bir ışık düştü kalabalığın arasına,

Çıkardılar parlayan adamı herkesin karşısına.

Bu parlak adam Dedem Korkut’tu

Aldı sazı eline, şeklini koydu:

“Ey oğul! Belli cesursun, yiğitsin.

Ama neden bu yaşta böyle artizsin?

Önceden bir destanda senin gibi biri vardı;

Onun adını da ben koymuştum, bu günlere vardı.

Madem bu kadar isteklisin büyümeye,

Bir ezan okuyup başlayalım isim düşünmeye.”

Kore halkından imam bulmak zor olmadı,

Çünkü imam yoktu, kimse uğraşmadı.

Açtılar Yutup’u yazdılar “ezan”

Çıktı videolar, kişiler falan filan.

Buldular ezan, taktılar kulaklığı,

Dinlediler bir güzel, eridi içlerinin yağı.

Dedem Korkut düşündü durdu.

Saatler sabah 6’yı vurdu.

Geldi bebek dedemin yanına,

Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına:

“Kanka!” dedi, “Afedersin ama,

İşimiz gücümüz var, bekletme burada!”

Dedem kükredi: “Ey gâvuroğlan!

Madem istiyorsun, al sana şöhret-şan!

Bundan böyle, adın Akuro’dur, bunu bil!

Aklından kötülüğe giden tüm düşünceyi sil!”

Atladı dedem atına koşturdu dörtnala,

Gözler döndü Akuro’ya, o tıfıl çocuğa.

Herkes şoktaydı, “oha” olmuştu millet,

Biri birden bağırdı: “Yuh! Bu ne? Hayret!”

O mini mini bebecik yok olmuştu sanki,

Karşıda boylu poslu bir lise genci.

Kravatı bağlamış alnına, sanki bir apaçi,

Koştu minübüse, havaalanına gitti.

Gözünü kapadı, bilet seçmek için,

Rüzgârın savurduğu yere gitmek için.

Atladı uçağa, geçti VIP salonuna,

Çağırdı hostesi, istedi bir kola.

Yudumlarken bardaktakini rahatça,

Birtakım soru geldi aklına.

Nereye gidip nerede kalmalıydı,

Gittiği ülkenin tanınmışlığı var mıydı?

Herkes bilmeliydi onun Akuro olduğunu,

Anime sonlarında ismini görmek istiyordu.

Yelkovan akrebe tur bindirdi,

Uçak döndü döndü piste indi.

Ağır ağır havaalanına ilerleyip durdu,

Toplanmış kalabalıkta bir alkıştır koptu.

Akuro-san bağırdı: “İlerle!”

“Bir yaz günü geçtik Tuna’dan kafilelerle!”

Böyle deyince alkışladı birden gençler,

Uçağın gittiği yer, Türkiye’ymiş meğer.

Tuttular Akuro-chan’ı, götürdüler kebapçıya,

Tıktılar tulumbayı, yedi Akuro doya doya.

Sıra yapılacak birsürü işteydi,

Akuro-kun’u bekleyen görevlerdeydi.

Dedem Korkut çıktı geldi birden,

Vurdu sazın teline, koydu şekli yeniden:

“Oğul, bozulmuşsun sen görmeyeli,

3 saat oldu, göbeğin deli gibi!”

Akuro-sama uyandı, fırladı ayağa,

“Haklısın dedem, hadi spor yapmağa!”

Gitti Akuro-chan İnönü’ye,

Arkasında tam 22 kişiyle…

Kurdu 2 takım, sürdü sahaya,

Hamsi koydu tavaya da başladı oynamaya.

Maç bitmeye yakın idi, birden gök gürledi,

Şimşek çaktı, yangın çıktı, alevler kükredi…

Akuro-kun yine telefona sarıldı,

İtfaiye geldi, söndürdü stadı.

Herkes beklerken dedem alsın sazını diye,

Başladı Akuro-chi bir yanık türküye:

“Yurdumu terk ettim, geldim buralara,

Ne saçma öyküdür bu, anlamadım ki ama?”

Herkes ağladı, salya sümük,

Akuro’nun yüzü duvara dönük:

“Rabb’im! Bir günah ettim ki bunları çektim.

N’olur izin ver de, bebekliğime döneyim!”

Bir saz teli sesi geldi uzaklardan,

Herkes anladı, dedem sıkılmamıştı çalmaktan:

“Oğul, hata ettin, herkes bilmekte!

Saçma bir konu oldun mesnevîye…

Hatan şuydu: yerinde durmadın,

Yirmi yıllık tecrübeyi yirmi günde kaptın!

Şimdi sana tavsiye, var git Kore’ne, köyüne,

Öp ana-baba elini, affını dile…”

Dedem Korkut kayboldu bir anda,

Sazı yandı, mızrap kaldı ortada…

Ufacık Akuro hatasını anladı;

Sildi gözyaşını, uçağa fırladı.

Gitti eve, 2 rekat namaz kıldı,

Akşam camiye gidip, secdeye vardı…

Neyzen yazarken destanı mum ışığında,

Yeni Akurolar doğmaktaydı Kore diyarında…

21 Ekim günü kaleme alındı.


  1. haspinuu reblogged this from sessizorman
  2. karelisapka reblogged this from sessizorman
  3. nisanyagmurlarii reblogged this from sessizorman
  4. sessizorman posted this
To Tumblr, Love PixelUnion